İncelik Sınırı

incelik_siniri

“İncelerek yok olacağına inanan bireyler, varoluş yolunun kalınlaşmaktan geçtiğine kâni olup, hayatı, gücünü zevksizlikten alan bir sahnede yırtıcı bir piyes sunar gibi yaşamayı tercih edebilirler.

Kişi, vahşi doğası gereği yoluna çıkanları yok etmeyi veya en iyi ihtimalle onların üstüne basarak gerçekleştirmeyi gerektirir. Kalınlık, farkındalıkla karakterize olur.

İncelik ve Kalınlık: Diyalektiksel Bir Yaklaşım, Siegfried Engelmann

Siegfried Engelmann, aylardır devam ettiği denemesine uzun süren derin düşünmeler sonucu puslu dimağından dış̧ dünyaya akıtabildiği şu cümleleri de ekledikten sonra geçtiğimiz Noel, eşinin ölümünden ona miras kalan kayınbiraderinin hediye ettiği ceylan derisi kaplı defterini kapattı.

Aylardan Nisan’dı. Siegfried camdan dışarı baktığında bu tarihe kadar çoktan ısınması gereken Frankfurt sokaklarına kar yağdırmaktan vazgeçmeyen hava durumunun ona Fransız mürebbiyesi Eleanor’u hatırlattığını fark etti: Soğuk ve ısrarcıydı ikisi de. Siegfried’in içi nostalji zıddı hislerle dolunca titrer gibi oldu ve bu dikkat çelinmesiyle gözleri bir süredir masasında itiraz eder gibi duran zarfa takıldı. Bu zarfı Siegfried, Wolfgang’dan elleriyle teslim almıştı ve mektubun içeriği büyük olasılıkla içinde yaşadıkları ve Jugendstil mimarisinin izlerini taşıyan apartmanlarıyla ilgiliydi. 5 sene önceki apartman yöneticisi oylamasında kimse kendini aday göstermeyince hükmen yönetici olan ve görevini hevesle sürdüren Wolfgang’dan başka ne konuyla ilgili bir mektup gelebilirdi ki zaten?

Belki Eleanor’un anısıyla, belki de genetik kodlamasında yazılı olduğu düşünülen Alman görev bilinciyle Siegfried günler sonra bugün, bir anda mektubu açmaya ikna oldu. Sarımtırak kâğıtta şunlar yazılıydı:

Değerli Hans Apartmanı Kat Maliki,

Apartmanımızın 6 ayda bir tekrarlanan genel kurul toplantısı, bu sene üyelerimizin çoğunluğunun bazı konulara acilen müdahale edilmesi gerektiği yönünde çoğunluk sağlamaları üzerine 4 Nisan 1907 tarihinde saat 16:00’da yapılacaktır.

Katılımınızı rica ederiz,
Wolfgang Schmitz, Apartman Yöneticisi

Toplantı Gündemi:

  1. Kapıcının verimliliği
  2. Fasad süslemelerinin yenilenmesi ve genel bakım.
  3. Şikayet değerlendirme
  4. Dilekler
  5. Veda ve kapanış

Siegfried mektubu okuyunca derhal midesinde bir yanma hissetti. Kaçınmak istediği fakat ya kendi beceriksizliğinden, ya da karşı tarafın ısrarından ötürü kaçınamadığı durumlar onda çoğu zaman bu etkiyi yaratıyordu. Sokağının başındaki tavernada içkisini yudumlarken aniden tek tanrılı dinlerle ilgili bir sohbete oturan barmen Ulrich’e bazı şeyleri bir bir izah etmesi, ayda bir tıraşa gittiği berberinin her önünden geçtiğinde içeri davet edilmesi ve kıramayıp girmesi, 4 sene önce gut hastalığından kaybettiği eşi Hannah’dan yadigâr kayınbiraderi Max –ki çok sevdiği ceylan derisi defterini Siegfried’e o hediye etmiş olsa da- ve bir operet şarkıcısı olan etine dolgun karısı Clara’nın Noel ve Paskalya’da tertiplediği gece eğlencelerine katılmaya devam etmesi gibi durumlar, Siegfried’in gastritini sık sık tetikler olmuştu.

Ne yapıp edip gücünü toplayıp bu toplantıya katılması gerektiğinin farkındaydı. 3 ay önce apartmanında işe başlayan kapıcı Hartmund, Siegfried’in gastritini belki de her şeyden çok azdırıyordu. Tevekkeli değil, toplantının birinci gündem maddesi Hartmund’un ta kendisine işaret etmekteydi.

40-45 yaşlarında, zayıf yapılı, kuzey şiveli Hartmund, besinsiz kalmışlığa işaret eden solukluktaki ten rengi ve derin çukurlar içine yerleştirilmiş ve soyluluktan nasibini almamış gibi bakan gözleriyle Siegfried’in gün aşırı canını sıkacak bir konu bulmakta sahiden de çok maharetliydi. Mesela geçtiğimiz hafta Siegfried 39 derece ateşle yatağından zor çıkarken Hartmund’dan tek bir şey rica etmişti: O gün gürültü yapmamasını. Siegfried bunu söylediğinde “Elbette Doktor Siegfried, hiç merak etmeyiniz, bir kelebeğin kanat çırpışı kadar sessiz olacağım Doktor Siegfried” cevabını almıştı ancak yaklaşık 3 saat sonra Siegfried çok zor daldığı uykusundan duvara çakılan çivi sesiyle büyük bir sinirle uyanmıştı. Güç bela koridora çıktığında ise gördüğü, daha doğrusu duyduğu şey, Hartmund’un koridorun duvarlarına belki de 113 tane yeni çerçeve asmak üzere çivi çakmasıydı. A sürmeye çalışan hayattan bihaberce o kırsal sesiyle “Mein Mutterland Deutschland” marşını söylüyordu. Siegfried elinden geldiğince nazik bir şekilde Hartmund’u durdurabilmiş olsa da, bu ne Hartmund’un ilk yaptığı, ne de son yapacağı ahmaklık olacaktı. Hartmund’un salt düşüncesi bile artık Siegfried’in midesinin acı acı yanmasına sebep oluyordu.

Gündemin ilk maddesi kapıcının verimliliği olduğuna göre o toplantıya kesinkes gidilmeliydi. Hartmund’u sepetlemek isteyenlerin kendisinden ibaret olmadığını görmek Siegfried’i hiç şaşırtmadı. Hartmund apartmanda kim bilir kimlere neler yaşatmıştı da toplantı 2 ay erkenden yapılıyor, bir de gündemin ilk maddesine oturtuluyordu. Gerçi Siegfried komşularını hiç sevmezdi. Hepsi Alman burjuvazisinin madden ve karakter yapısı itibariyle “kalın” kişileriydi ve ölseler Siegfried’in umurunda olmayabilirdi. Yine de Hartmund konusu sebebiyle ilk kez kendilerine karşı ufak da olsa bir sempati beslemiş apartman toplantısında birlik olup Hartmund’u yollama isteği ağır basmıştı. Peki acaba fasad bakımını kim araya sokuşturmuştu bu toplantıda? “Kesin alt çaprazda oturan süslü ve azgın dul Frau Sommenblitz’tir” diye düşündü. Kadının her toplantıda illa ki bayrağı kendisinin çekeceği bir konu bulması ve ayağa kalkarak uzun bir monologla dile getirdiği konunun önemi hususunda herkesi teatral hareketlerle ikna etmeye çabalaması huyu vardı. Herkes onu kırmamak için bu konuşmaları sonuna kadar dinler, konuyu oylamaya sunar, yıpranmanın verdiği bıkkınlıkla Frau Sommenblitz’in önerisini oy birliğiyle kabul eder, ona bir tiyatro fırsatı daha vermemiş olurdu. Yarattığı bu etkinin farkında olmayıp herkesin ona Evet oyu vermesiyle özgüvenine özgüven ekleyen Sommenblitz, bir sonraki toplantıda hep daha büyük oynardı. Siegfried’in aklından “Yanlış̧ yapıyoruz” düşüncesi geçti, “Bu kadının her dediğine evet diyerek onu biz daha da katlanılmaz bir hale getiriyoruz. Belki de onu gerçeklerle yüzleştirmek bizim sorumluluğumuzdur”. Düşüncesini kısa kesmek zorunda kaldı, yoksa toplantıya geç kalacaktı.

Toplantı, apartman yöneticisi Wolfgang ve annesinin birlikte oturduğu dairede yapılıyordu. Wolfgang 2 yaşına geldiğinde babası hafifmeşrep hizmetçileriyle evi terk etmişti ve o günden bugüne dek annesiyle baş başa bir hayat sürüyordu. 35 yaşında şimdiye kadar bir baltaya sap olamamış Wolfgang, senelerdir annesinin ailesinden gelen parayla çalışmadan ve düşünsel bir faaliyette bulunmadan yaşadığından, yöneticilik sıfatına sıkı sıkıya bağlanmıştı ve 6 ayda bir düzenlenen toplantılara ev sahipliği yapmaktan haddinden fazla zevk duymaktaydı. Siegfried kapıyı çaldığında kendisini karşılayana ve bir öncekinin tam zıddı fiziksel özelliklere sahip hizmetçinin arkasından kaçınılmaz figürüyle beliren Wolfgang “Doktor, iyi ki geldiniz, sizi evimde ağırlamak bana şeref veriyor” demedi, bağırdı. Bu yüksek sesli karşılamaya Siegfried nazikçe karşılık verdi vermesine ama biliyordu ki toplantı olmasa hayatta bu eve gelmez, Wolfgang ve suratsız annesini varlığıyla şereflendirmez, mümkünse onları tanımazdı. Wolfgang’dı ama bu, kendi kendine şereflenebilecek bir yapıya sahipti.

Ne erken, ne geç; tam vaktinde teşrif eden Siegfried, salona geçti. Normalde 4 dairesi olan apartmanın senelerdir çözülemeyen bok kokusu nedeniyle bir daire boştu, diğer iki dairenin sahipleri de çoktan yerlerini almıştı. Frau Sommenblitz olanca şatafatıyla ayakta Wolfgang’ın annesi Ada’ya fasad süslemeleriyle ilgili fikirlerini anlatıyor, Ada da öğrendiklerinden hiç memnun kalmamış bir ifadeyle ara ara gözlerini kaçırarak Sommenblitz’i dinliyordu. Siegfried koltuklardan birinin üzerinde yerini aldıktan sonra Wolfgang yarım ay biçiminde oturan konukların ortasında ayağa kalkarak yöneticilik görevini yürütmeye koyuldu:

“Değerli dostlarım, tekrar hoş geldiniz. Doktor ve Frau Sommenblitz, sizi evimde ağırlamaktan onur duyuyorum”

Yine onurlanmıştı durduk yere Wolfgang. Nezaketle sahtekârlık arasındaki ince çizgi, ah o ince çizgi, diye düşündü Siegfried. Midesi hafif hafif yandı. Wolfgang sözüne devam etti:

“Bildiğiniz üzere toplantımızı 2 ay öne almak zorunda kaldık… Apartmanımızda birkaç ay önce işe başlayan Hartmund ile ilgili bazı şikâyetler aldık…”

Hartmund’u duyunca bir keyiflendi Siegfried. Bu makus günden bir fayda sağlanacaktı sanki.

“Bunun haricinde Frau Sommenblitz’in gündeme getirdiği fasad bakımı ve süslemelerin yenilenmesi konusunda da görüşlerinizi almaktan onur duyarım”

Ne biçim herifti lan bu? Her şeyden onur duyuyordu. “Yüzüne tükürülse yarabbi şükür diyebilecek kadar yüzsüz biri” diye aklına not aldı Siegfried. Wolfgang kendi kendine konuşmaya devam ederken Frau Sommenblitz devlet dairesinde memurun dikkatini çekmek istercesine manalı manalı öksürerek sözü aldı.

“Binamızın eski oluşu ve çetin geçen kış sebebiyle fasadımızın bakıma ihtiyaç duyduğunu siz de fark etmişsinizdir değerli apartmandaşlarım. Hele ki en üstte ortada duran frezya süslememiz, kardan yağmurdan en büyük zararı görmüştür ve değiştirilmesi gerekmektedir”.

Wolfgang ayakta, Frau Sommenblitz’in ekmeğini ben de yerim belki umuduyla kafasını sallıyor, ne kadar çok onaylarsam ekmek yemeye o kadar yakınım diye düşünüyordu.

Sommenblitz, orada durmadı:
“Bu sebeptendir ki sizi yeni süsleme önerim konusunda ikna etmek isterim”

Sıçtık, diye düşündü Siegfried, hemen onaylansa da bitse bu terane. Derhal midesi ekşidi, ekşilik yüzüne vurdu.

“Önerim, ana süslememizin elinde okuyla Eros bebeği olması yönünde!” derken Sommenblitz Eros taklidi yapmaya gayret ediyor, bunu yaparken de kendi kıçını iyice dışarı çıkarıyordu.

Siegfried’in içten bir şekilde ilgilendirmeyen bu fasad meselesi, açıkçası şu an biraz canını sıkmıştı. Ne bileyim bilgelik timsali Athena, cağnım Apollon, iffetli Artemis varken neden Eros diye isyan etti. Siegfried, Eros’tan hiç ama hiç hoşlanmazdı.

Wolfgang’ın annesi Ada, olaya daha avam bir açıdan yaklaşıyordu.

“Siz de apartmanımızı Bremen Kerhanesi’ne çevirmek istiyorsunuz herhalde Frau Sommenblitz!” Bunu dediği an Wolfgang’ın kaşı gözü seğirdi.

“Sevgili anneciğim, köylü köylü konuşmayı size hiç yakıştıramıyorum!”

Ama hemen pişman olarak içinden tövbe etti.

Frau Sommenblitz yerinde duramıyordu. Tirat atmaya hazırlanıyordu. “Senelerdir açmaya açmaya kapanan bir kadınlık, işte böyle aşka düşman eder insanı!”

Ada dünkü çocuk değildi. O da başka bir feleğin çemberinden geçmişti.

“Tekerlek kaşarı niteliklerine sahip olmuşken insan, ne gözü kalmıştır aşağılar bakışları görmeye, ne kulağı kalmıştır hakkında konuşulan ayıpçı sözleri duymaya, ne de kalbi kalmıştır, hakiki aşkı en derinden hissetmeye. En hakiki aşk, Tanrı’yla arandaki o…”

Din konusu açılınca Siegfried huzursuzlandı ve hızla doğruldu.

“Ey insanlar! Siz içinde bulunduğunuz burjuvazi balonunun incelmiş yüzeyi patlamasın diye mi sözde incelik gösterdiniz senelerdir birbirinize? Kendinize gelin, o balon bir kez patladı mı, ne Avusturya Arşidükü ne İngiltere Kraliçesi onaramaz, ölene kadar basitliğin pençesinde kalırsınız”

Siegfried’in bu tokat gibi çarpan sözcüklerini Wolfgang “Doktor haklı, kendimize gelelim ve hızla oylamaya geçelim” diyerek destekledi.

“Eros diyenler?” Bir tek Sommenblitz elini kaldırdı.
“Frezya diyenler?” Siegfried, Ada ve son olarak daWolfgang el kaldırdı.

Wolfgang: “O halde frezya süslemesiyle devam ediyoruz. Karara sevindim çünkü o süsleme büyük Doktor Friedrich Freese’in onuruna yapılmıştı; frezya çiçeği ismini ondan almaktadır ve kendisi büyük büyük dayım olur. Şimdi diğer konumuza geçelim: Hartmund”

Wolfgang yine tanıdığı ve hatta kendisiyle akrabalık bağı olan bir ünlünün ismini ortaya bırakacak fırsat bulmuştu. Sosyal bir buluşmada onun başarı kriteri buydu. Kendini kendine karşı çok verimli hissetti.

Siegfried içinse toplantının bitmediği her saniye, boşa geçen bir hayat anlamına geliyordu. Sertçe öksürerek gözleri kendine çevirdi.

“Sevgili apartmandaşlarım. Hartmund hayatını iyi niyet prensibi üzerinden yaşayan bir gariban olsa da, apartman hayatımızın huzurlu sürekliliği için bunun yeterli olmadığı görüşündeyim. Örnek vermem gerekirse…”

Herkes söze atladı. Frau Sommenblitz, “Doktor, örnek vermenize gerek yok, hepimiz Hartmund’un dikkatsizliği ve özensizliğinden mustaribiz” derken Ada “Hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama çok pis kokuyor zaten” diye ekledi. Sommenblitz ve Ada kaçamak bakışlarla birbirlerini onayladı. Wolfgang çok düşünceli gibi asimetrik duran kaşlarıyla söylenenleri onaylıyordu.

Az önce Eros ve sıçtığımın frezyası hakkındaki fikir ayrılıklarını hararetle savunan kişilerin bir insanı bu kadar çabuk gözden çıkarabilmesi Siegfried’in içine oturdu. Zavallı Hartmund’un kaderinin şu terbiyesiz insan müsveddeleri tarafından yazılacak olması… Siegfried’in midesi ekşidi ve öyle bir hızla çark etti ki öyle bir hızla.

“Bir saniye, izninizle… Sözümü bitirmedim. Ben Hartmund kovulsun demiyorum. Hartmund’u etraflıca uyaralım ve kendisine bir şans verelim diyorum”.

Frau Sommenblitz, “Bu kaçıncı ihtarımız Hartmund’a sevgili Siegfried. Yeni bir ihtarın olumlu bir yönde değişiklik yaratacağına inancım sıfır benim” diyerek itiraz etti.

Az önce Sommeblitz’in antitezi gibi konuşan Ada bir anda saf değiştirdi. Siz kovulmasın diyebilirsiniz Doktor ama çoğunluk Hartmund’un gitmesini istiyor. Kendinizi kanundan üstün görmüyorsunuz her halde?”

Siegfried’in midesi şu toplantıya geldiğinden hiç bu kadar ekşimemişti. Mide asidinin yemek borusuna doğru usul usul çıktığını an be an hissetti. Şu rezil insanlara yenilmenin yanı sıra bir de boktan bir hayat dersi mi alacaktı?

“Hartmund’u çağırın, bu haberi kendisine ben vermek istiyorum” dedi, kimsenin bir itirazı olmadı. Hatta Siegfried’in bu kadar çabuk pes etmesine şaşırdılar. Oysa ki Siegfried’in bir planı vardı.

Wolfgang’ın apartman boşluğuna “Hartmund!” diye haykırmasından saniyeler sonra Hartmund koşarak içeri girdi, mahcup bakışlarla herkesi teker teker selamladı. Sanki başına gelecekleri biliyordu.

Siegfried, “Hartmund, az önce oy birliğiyle apartmanımızın kapıcılık görevinden tasfiye edildin. Tazminatın verilecektir” dedi.

Hartmund’un “Peki beyim” diyerek kovulmayı itirazsız kabul etmesinden iyice etkilenmiş̧ olan Siegfried devam etti: “Biliyorum ki köyünden uzaktasın ve burada bir hayat kurmaya, tüm zorluklarına rağmen şehre tutunmaya çalışıyorsun. Ben sana böyle bir kalpsizlik yapmayı uygun görmüyorum” derken göz ucuyla Wolfgang’a, Sommenblitz’e ve Ada’ya bakıyordu. Herkes merakla Siegfried’in ne söyleyeceğini bekliyordu.

“Diyorum ki Hartmund, gel benim evimdeki boş odaya yerleş. Sevgili karımı kaybettiğimden beri evde daha fazla yardıma ihtiyaç duyuyorum. Benim yerime pazara, kasaba git, faturaları yatır, evin bakımını yap. Karşılığında sana başını sokacak bir yer, saygın kıyafetler ve her ay 23 mark sağlayacağım. Kabul ediyor musun?”

Hartmund’un gözleri ışıdı. “Ediyorum beyim”.

Siegfried, kanunu yenemese de şu insancıkları yenmenin ve onlara kendince üstün gelmenin gururuyla ayağa kalktı ve hiçbir söz söylemeden çıkışa doğru yürümeye başladı. Kapıya ulaştığında Hartmund’a baktı, az önce ortaya konan karakterden bihaber biçimde salonun ortasında bekliyordu. Birkaç saniyelik yoğun bakışma Hartmund’un sonunda hareketlenmesine sebep oldu ve ilk kez birlikte evlerinin yolunu tuttular.

O kısa ama düşündürücü yolda Siegfried’in az önceki muzaffer tavrı sası gerçeklikle birlikte nötrlenmeye başladı. Ne yapacaktı Hartmund’la bir ömür boyu? Mide kanseri mi olacaktı? Her adımında gastriti azıyordu.

Hartmund’a incelik yapmıştı yapmasına da, kendisine ne olmuştu bu esnada? Siegfried o gün anladı; birine yapılmış bir incelik, daima bir başkasının yolu üzerinde kalınlıkla kesişecektir, kasıtlı ve farkındalıklı olmasa bile”. Böylece bir süredir ağzını büze büze üzerinde çalıştığı “İncelik ve Kalınlık” başlıklı yazısı da düşünceyle birlikte çöp oldu.

FacebookGoogle+Twitter