General Kablonzo’nun Saç Modeli

general_kablonzo

Dagada Yıldız Sisteminde sıradan bir iş günü daha sona ermişti. Emekçi Dagadalılardan bir kısmı çevre kirliliğine ve trafik artışına aldırış etmeden tekil halde binek mekiklerinde, bazılarıysa yan yana, dip dibe, omuz omuza; hamsi konserve duygulu ring seferlerinde galaktik yuvalarının yolunu tutmuştu.

 

Otuzundan henüz birkaç gün almış olan Zandor da bu emekçilerden biriydi. Dijital bir ajansta su sebili görevini yürüttüğü yorucu bir mesainin ardından o gün aklında hiçbir yere uğramadan dosdoğru evine gitmek vardı. Zandor bazı günler işten çıkınca teramarkete uğrar, bazı günler tahammül edebildiği iki iş arkadaşıyla yol üstünde yemyeşil parlayan Radyoaktif Rock Bar’a girip birkaç tek Yeger atar, bazı günlerde de (tıpkı bugün gibi) ardına bile bakmadan, zamanı ve mekanı bükerek anında yuvasında belirmek isterdi. Baharatyum Teras’ta 832. katta eksiksiz döşediği dairesi kıyak yerdi ama ona 188 inç ekran televizyonu ve 325 adet oyunu yeter de artardı bile. Çok uzun süre oyun oynadığında boyun kaslarının gerilimini otomatik olarak algılayıp fizik tedavi uygulayan ortopedi dostu koltuğu da hiç fena değildi doğrusu.

 

Bugün Zandor’un dost canlısı insan veya iyi niyetli saylon çekecek hâli yoktu. İş yerindeki yazıcı haddini aşarak Zandor’un işini; sıcak suyun sıcaklığını eleştirmiş, Zandor ise gereken cevabı veremediğinden içinde hiçbir yere atamadığı bir pişmanlık topu oluşmuştu. Mekiğinin sürücü koltuğuna yerleşir yerleşmez belli belirsiz bir huzur kapladı içini; tercihle gelen kimsesizlik güzel şeydi. Hacmi bir metreküp ya var ya yok bu dairesel mekik Zandor’un ikinci evi sayılabilirdi; öyle izole, öyle asosyal bir yer. Sorunsuzca ilerlediği güzergâhı, az ilerideki araç yoğunlaşmasıyla birlikte sekteye uğradı. İlerledikçe hızı azaldı, sonunda durdu.

 

Sıradan bir günde trafikten çok fazla yakınmayıp durumu sessizce protesto eden Zandor için bugün durum biraz daha farklıydı. Mekiği tam da Ragıp Berber Salonu’nun önünde durmuştu ve trafik bir milimetre dahi ilerlemiyordu. Az önce ona ev konforu yaşatan bu mekikte çırılçıplak kalmış̧ kıskıvrak ifşa olmuştu. Ragıp’ın onu görmemesi lâzımdı; Ragıp’tan böylesine çekinmesine sebep olan konu, elzem bir konuydu şüphesiz:

 

Zandor, kendini bildi bileli saçını, sülalesinin tüm erkeklerinin değişmeyen berberi Ragıp’a kestirmekteydi. Ragıp, birinci nesil bir saylon modeli olmasına rağmen, her gelişmeyle yazılımını güncellemiş, sonunda çok lazımmış gibi tastamam bir insan haline gelmişti. Sorun şuydu ki Ragıp Zandor’un saçını sürekli Komutan Adama modelinde kesiyor, bu modelin Zandor’un yumurta kafatası yapısına en iyi giden model olduğunu söylüyordu. Doğruydu ama Zandor sıkılmıştı; genç bir delikanlıydı, kanı kaynıyordu ve modern bir saç kesimini kendine uygun görüyordu. Gel gör ki bunu Ragıp’a bir türlü kabul ettirememekteydi. Sayısız kez itiraz etmiş olsa da Ragıp bu konuyu bir dava gibi sahiplendiği için çene gücüyle Zandor’un baştan yaratılma isteğini bastırıyor, Zandor ise bir sebil olarak çalışıp zorlukla hak ettiği parayla kendini şımartmaya geldiği bu mekanı hiç şımarmamış, bilakis yılmış bir biçimde terk ediyordu. Ona göre parasıyla rezil oluyordu. Zaman zaman başka berbere gitmeyi düşünmüş olsa da, her an bir yerde Ragıp’la karşılaşabileceğine, Ragıp’ın bu yüzden kalbinin kırılacağına emin gibiydi. Ragıp adeta halkın oyuyla seçilmiş bir diktatör gibiydi; elini ver, kolunu kaptır.

 

Ta ki üç gün önceye dek: Üç gün önce kestirdiği yeni saç modeli sayesinde bugün Zandor’un kafası, dünya barışı, sonsuz uyum, yılmayan sevgi ve sarsılmaz dengeye ev sahipliği yapıyordu.

 

Saç stüdyosundaki mönüde açıklaması buydu en azından. İsmiyse, yediden yetmişe tüm Dagadalılar için tanıdık bir isimdi: General Kablonzo.

adam_1

General Kablonzo, halk tarafından çok sevildiğinden onu ona anlatan hayran mektuplarından sıkça almaktadır, tıpkı aşağıdaki gibi.

 

“Eyyy Generalim! Büyük saylon saldırısının üzerinden seneler geçmişken militerler ve milisler paranoyanın pençesinde “En iyi savunma saldırıdır” stratejisine tutunmuşken, sen ki çevre yıldız sistemlerinin bir kısmını kolonize ederek, bir kısmıyla da yıldızlararası ticaret rotalarını genişleterek bir mililitre kan dökmeden sınırlarımızı genişlettin! Sen ki Dagada’nın yıldız bütçesinde hatırı sayılır bir yer edinmiş olan ordu ödeneğini, kendininki dahil tüm askerlerin maaşının yarısını keserek düşürdün, açıkta kalan yüzdeyi Eğitim ve Çevre Bakanlıklarının aralarında paylaşmasını önerdin. Ne çok çalışıyorsun, bir sürü işinin arasında bir de Dagada İdman Yurdu’nun başkanlığını yürütüyorsun. İçinin güzelliği dışına vurmuş Generalim! Peki ya saçın? Komşu sistemdekilerin bile konuşa konuşa bitiremediği, o ağız dolusu saçın… Floresan gibi parlayan bulutsu bir beyazlığın uçlara doğru maviyle dansı diye özetlenebilir o cağnım saçın. Nasıl bir saç ki o hâkikaten dans edebiliyor; bayram kutlamalarında majör, cenaze törenlerinde minör gamlardan eserler eşliğinde saç tellerin salınıyor, yayılıyor, tüm organizmaların aklını başından alıyor! Üstelik saç pigmentlerin güneş enerjisini emip bazal metabolizmanın hızını artırıyor ve formunu korumana yardımcı oluyor. Nasıl da zeki, nasıl da oporijinal birisin General Kablonzo! Halkın seni çok seviyor.”

at

Zandor ve bir çoklarının berberlerinden aynen bu modeli istemesinin sebebi de Kablonzo’ya duydukları hayranlıktı elbette. Biraz daha derinine inersek özentilik, güvensizlik ve özsaygısızlık gibi kavramlara da ulaşılabilir. İnsan kendine hiç öyle şeyler yakıştırmayacağına göre ilk seçenekti.

 

Peki, bu saçı Ragıp mı yapmıştı? Hayır. Bu saç, Oksita Unisex Saç Stüdyosu’nun imzasını taşıyordu, ense köküne yakından bakınca imzayı görebilirdiniz. Zandor geçtiğimiz günlerde tüm cesaretini toplamış ve bahsi geçen mekana gitmiş, kafasında General Kablonzo’nun saç modelinin kurulumunu gerçekleştirmiş, güneş enerjisi dışında bu modelin her özelliğine sahip olmuş, Oksita’da gördüğü hizmet karşısında ağzı açık kalmış, saçında emeği geçen tüm çalışanlara 10’ar Yuan bahşiş bırakmıştı.

 

Fakat şans bu ya, o gün trafik tam da Ragıp’ın önünde duruktu. Ragıp ise saç yapmaktan boş kaldığı vakitleri dükkanın önünde sosyalleşerek geçirdiği için elbette ki elinde bir fincan kahvesiyle dükkanın önündeydi.

 

Zandor şu halde katiyen Ragıp’la karşılamazdı. Haksızdı çünkü. Haksız bir diyaloga başlayıp sonunda özür dilemektense o diyaloga hiç girmemek en güzeli olacaktı ve hızlı düşündü: “Sağa doğru makas atıp yandan kaçarsam Ragıp’la karşılaşmadan trafiği atlatabilirim”. Diye umdu.

 

Ne olduysa o an oldu: Talihsiz bir nano-devre sonucu 1000 küsur voltajı somuran Zandor, bayıldı…

adam_6

Berberler Odası

 

Kanto 1

Kokuşmuş bir pasajın içinde

Gündüz güneşi altında buldum kendimi

Çünkü çişliye vuruyordu.

O pasajı anlatabilmek ne zor!

Kapı ardında kapı.
 Camekan ardında camekan!

Öyle bir sancı girdi ki karnıma…

Neden nazım formatındaydım?

Burası yoksa…
Bildim.

Burası Berberler Odası.

 

Kanto 2

Nerede olduğumu anlayınca mekiğime gittim.

İvedilikle içeri girdim, inceledim.

Nano devre sonucu bozulan göstergeler

Beni mega bunalıma sürükledi.

Mekiği tekrar hayata döndürmenin tek yolu yüksek bir elektrik akımıydı.

Hesapladım: Tam olarak 1,21 gigavattı.

 

Kanto 3

Bu tarz bir akımı nasıl elde edeceğim?

Büyük usta Memedof belirdi.

“Aklını çalıştır çırak!”

“Çırak değilim ben” dedim.

“O saç ne lan öyle” dedi. “Çok konuşma kes” dedim.

Büyük ustaya terbiyesizlik yaparken,

Aklıma dahiyane bir fikir geldi.

Hedefime ulaşmak için
 gururumu ayaklar altına almam elzemdi.

 

Kanto 4

Tüm ölümlülerin içine korku salan

O sonsuz koridordan aşağı inerken

Tüm berberler birer birer dışarı çıkıyor,

Saçıma bakıp dirsekleriyle birbirlerini dürtüyorlardı.

Hakaretler kulaklarımda bir kir topu gibi büyüyordu.

Kafamda ise cenaze marşı çalıyordu.

(Saçımın Kablonzo özelliğinden ötürü gerçekten de çalıyordu)

 

Gözlerimin önünde biri belirdi.

“Hoş geldin” dedi, içeri buyur etti.

Çok ama çok konuştuğu için kısılmıştı sesi.

“Gel üstleri alayım”

“Musa’lar, acıyın bana!” diye haykırdım.

Gelin kurtarın beni bu ıstıraptan.

Nasıl oturduğumu bilmediğim o suni deri koltukta,

Yanımda tanımadığım biri adeta ruhumun içine bakıyordu.

“Ben Akitos, binlerce senedir Berberler Odası’ndayım.

Ölümlü hayatımda Bakugan modelini benimsediğimden

Burada 132 sene daha üstlerimi aldırmakla cezalıyım.

Sen ölü değilsin, saçların yerlere dökülüyor.

Ne işin var burada?”

Durumumu anlattım, esenlikler dileyerek veda etti bana.

 

Az önce koridorda karşılaştığım usta

Arkamda duruyordu elinde makasıyla.

Ben itiraz edemeden başladı sanatını konuşturmaya.

Akitos’u düşünürken vücudum attı.

Zaman birimleri zaman birimlerini kovaladı.

Üstler kısaldı. Bayılmışım.

 

Kanto 5

Gözlerimi açtığımda yine

Bitmeyen koridorda olduğumu anladım.

Diri diri Berberler Odası’nda yürüyordum.

Camekânların içinden fön sesleri yükseliyordu.

Yavaşça yürürken bir fısıltıya kulak kabarttım.

“Ah ben ki ölümlü yaşamımda

Soylu bir toprak sahibiydim.

Kölelerimi ısıtıp döver, kurutup döverdim.

Burada ise bir berber çırağıyım artık.

Bahşişin hor görüldüğü bir çırak.

Zamanın ve mekanın olmadığı Berberler Odası’nda”

 

Nereye baksam, nereye yürüsem

Acılar içinde kıvranan, cezalarını çekenler görüyordum.

Koştum, zümrüt bir denizden bir kayaya atlarcasına.

 

Sohbete aç cin gözleriyle genç bir usta belirdi kapıdan.

“Kim kesti bunu?” diye sorarken,

Medeni cesareti bir hare gibi ışıyordu yanlarından.

Genç usta Amerikan keseceğini söyledi.

Gerekli açıklama ağzımdan çıkamadı.

Yalnızca haykırabildim.

Haykırışımı bir tek Kerberos canavarı duydu.

O da müdahale edebilecek bir durumda değildi.

Kusmuşum.

 

Kanto 6

Kusmadığımda yine aynanın karşısındaydım.

Yanımda elleri kolları bağlı General Ulugöt oturuyordu.

“Ben ki vatanımda ünlü bir generaldim.

Savaşa hazırlanırken erkek çocuklarını yer,

Genç kızlara ise tecavüz ederdim.

Öldüğümden beri Berberler Odası’nda cezalıyım”

General Ulugöt’ün durumunu kavramaya çalıştım.

Saçları kesilirken usta kulağını da alıyordu.

Kulakları kesildikçe yeniden uzuyor, yeniden alınıyordu.

General Ulugöt’ün gözlerinden yaşlar süzülüyordu.

Onun acıları içinde bizzat kendimden geçmişken

Saçlarım Amerikan model olmuştu.

Uykuya dalar gibi, yerde buldum kendimi.

 

Kanto 7

Gözlerimi açtığımda yine berber koltuğundaydım

Ve tanıdığım bir yüz bana bakıyordu.

Bendim o. Saçım bok gibi olmuştu.

“Ey erdemli usta, ne yapacaksın bugün bana?”

Ben konuşunca Minos kafasını kaldırdı.

“Albay kulağı”

 

Bundan sonra olanlar,

Orada tanıştığım iyi yürekli Dante tarafından anlatıldı.

132 sene boyunca albay kulağı ağdası yapılmış bana.

Bu süre zarfında baygınmışım.

O sırada manitayı arayan Dante ise aramayı bırakmış

Beni seyretmiş pezevenk.

Öyle güzel bayılmışım ki ayıltmaya kıyamamış.

“Haydi defol git seni iğrenç canavar ağızlı Dante!”

Arkasında yeşil bir duman bırakarak koridordan aşağıya süzüldü.

 

Kanto 8

Mekiğimi çalıştırmak için yürüttüğüm plan işliyordu.

Bu minvalde 728 sene berberlerle yaptığım çalışmalar sonucu

12.300 fön makinesi toplamıştım. 
Yeterliydi.

Berberler mekiğin yanına vardı.

(1,2 ve) 3 dediğimde herkes aynı anda fön makinelerini açacaktı.

Nihayetinde de 1.21 gigavat elektrik akımı toplanacaktı.

Daha oradan içimi büyük bir özlem duygusu kapladı.

Berberleri sevmiştim.

Hepsi ne görmüş geçirmiş̧ insanlardı!
 Ah iyi yürekli ustalar!

Sohbetlerine doyum olmuyordu. Hepsini özleyecektim.

Mekiğe girdim. Bir, iki…

Üç!

adam_4

Zandor, gözünü açtığında Ragıp’ın dükkanının önündeydi. Kafasında General Kablonzo modeli yeniden belirmişti. Ragıp’la göz göze geldiler. Ömründe ilk kez Ragıp’la bakıştıklarına bu kadar sevinmişti. Ayrı bir düzlemden evine ulaşmanın yoğun sevinciyle mekiğini oracıkta terk ederek Ragıp’ın boynuna atladı.

 

“Ragıp! Canım kardeşim…”

 

“Saçlar çok şekil olmuş kardeşim”

 

“Hayır Ragıp, olmadı, şimdi sen bu saçı keseceksin ve o sırada sana bir hikaye anlatacağım…”

 

Zandor, Komutan Adama modeline bu kez isteye isteye geri dönerken başından geçenlerin tümünü Ragıp’a anlattı. Berberler Odası’na düşmesinin temel sebebinin Ragıp’ı görmemek için trafikte attığı makas olduğu detayı hariç. Ayrıca bu kafasındaki Kablonzo modelini de orada ona işkence olsun diye yaptıkları ve derhal kestirmek istediği bilgisini monte ederek. Böylesi daha iyiydi.

FacebookGoogle+Twitter